Nerde Kalmıştık?

İki yılda bir yazınca buna ne kadar blog deniyor bilmiyorum gerçi artık neye blog deniyor onu da bilmiyorum. Atlas bu yıl 7 olacak, Alaz da 3. Zaman ele avuca sığmıyor. Onların büyümesinin sevimliliği yanında bizim yaşlanmamız oldukça sevimless ama daha ilk on cümleyi yazmadan konuyu kendi dramım haline getirmeyeceğim nasılsa bunu yapabileceğim nice satırlar var önümde 😉

Aslıhan (uzakta yaşayan yakın arkadaşım) bana attığı son mesajda “çocuk büyütmekle ilgili bir kitap olsa keşke” diyor, “aslında bir sürü var” diye düzeltiyor sonra da “ama her çocuk benzersiz o yüzden her çocuğa özel bir kitap lazım” diyor. Daha iyi anlatılamaz. Alaz ve Atlas iki farklı evren, öyle tek beden şapka gibi ebeveyn şapkası takıp devam edemiyorsun. Aynı gen havuzundan iki farklı kreasyon, bu çeşitlilik bir yandan çok keyifli bir yandan da zor. Zor kelimesini şikayet olarak kullanmıyorum zor anlamında kullanıyorum. Bu açıklamayı yapmak durumunda kalmak da konunun özüne dair önemli bir noktaya temas ediyor. Evinde iki tane canlı büyürken bir sürü tuhaf şey oluyor. Bu sonradan gelişen durum seni bazen zorluyor ama bunu ifade etmen doğru değil gibi ya da hoş karşılanmıyor gibi. Birkaç hikaye anlatınca sana bakan gözlerde şımarıklık yapıyormuşsun bakışları belirmeye başlıyor ya da seni çocuk sahibi olmanın aslında ne kadar güzel bir şey olduğuna ikna etmeye çalışıyor insanlar ki zaten aksini düşünmüyorsun sadece bazen zorlandığını anlatıyorsun o kadar.

Politik açıdan doğru olmak ya da davranmak kaygısına düşmeden görüşmediğimiz sürede olanları yazacak olursam geçen bölümlerde şunlar oldu:

Aslı’nın babasını ve kendi babamı kaybettik. Söylemeye gerek yok kolay günler değildi. Sadık dedesi Atlas’ın hayatında düzenli olarak yer alan bir figür olduğu için bunu ona anlatmak pek kolay olmadı. O yüzden uzun süredir görmediği ve hasta olduğunu bildiği Burhan dedesini kaybettiğimizde hemen söyleyemedik ve onu bir süre daha hasta olarak bilmeye devam etti. Atlas başlarda özlemini daha sık dile getiriyordu ama şimdilerde bu konuyu çok açmıyor. Ölüm konusu biz yetişkinler için bile çok karmaşıkken çocuklar için daha da karışık ama bir şekilde kendilerince rasyonelize ediyorlar. Alaz çok küçük olduğu için o bu gündemin dışında kalsa da Atlas o dönem bizi de kaybedebileceği endişesini yaşadı ve ona çok uzun yaşayacağımızın sözünü verdik.

Devamında gelen dönemde ben bir rahatsızlık geçirdim ve bir yıl arayla iki operasyon geçirdim. Hayat ilginç sürprizlerle dolu. Başka bir rahatsızlık nedeniyle uzun süre ve yüksek doz kortizon kullanmıştım, bunun yan etkisi olarak kalça kemiklerimde kemik ölümü diye bir şey gerçekleşti. İlk ameliyatım bu kemikleri kurtarmak için bir tedavi denemesiydi. 2018 yazında yaklaşık bir ay yürüyemedim, evde ve tekerlekli sandalyedeydim. Bu beklenmedik gelişme ve olası senaryolardan etkilenmedim, olabilir dedim ve daha zorları ile uğraşan insanlarla tanışıp onlar için dua ettim. Bana zor gelen kısmı çocukların beni bu şekilde görmesinin onlarda yaratacağı etki oldu. Baba figürünün vermesi gereken güven ve sembolize ettiği güç makamının zedelenmesinden korktum. Elbette uzun bir süre onlarla fiziki aktivitelere katılamamak ve aile programlarının benim durumuma göre yapılması konusu da ekstra yük getirdi üstüme. İçinde bulunduğumuz koşullar Aslı’nın yükünü daha da artırdı ki Alaz’ın hayatımıza girişi ile benim o yükü paylaşmam gereken bir dönemdeydik. Olayın bu tarafı psikolojime çok iy gelmedi açıkçası. Takip eden bir yıl iyileşme süreciydi, işler çok beklediğimiz gibi gitmedi.

2019 yazında ikinci operasyonumu geçirdim ve sol femur başım alınarak bir kalça protezi takıldı. Elbette bu operasyonun da sonrası dönemi ki hala içindeyiz yine pek kolay olmadı. Tekerleki sandalye, fizik tedavi ve korumam gereken bir protez konusu devreye girdi. Bu süreçte elbette yine çocuklarla kısıtlı sosyalleşme, fiziki aktivite engeli ve dahil olamadığım programlar vb. ile gerginliğim de arttı. Bir yandan da “babam hasta mı ve bir şey olacak mı” sorularının iç burkması…

Bu kadar ile atlatmış olduğumuz için hala şanslı olduğumuzu düşünüyorum ve herşey için şükrediyorum. Kadere teslim olmaktan ve işleri toparlamak için çabalamaktan ötesi boş. Bazen eğer tüm bunlar çocukların olmadığı bir dönemde olsa kendimde aynı gücü bulur muydum diye soruyorum. Galiba bulmazdım ve daha karanlık bir dönem olurdu diye düşünüyorum. Umarım onlar da bu günleri (eğer hatırlarlarsa) hatırladıklarında burdan ceplerine iyi bireyler koymuş olurlar.

Şimdi fark ediyorum yazmaya neden bu kadar ara verdiğimi, o dönem hissettiğim ya da düşündüğüm şeyleri yazıya dökmek ya da kendime söylemek konusunda kendimde bir güç bulamamışım sanırım. Şimdi uzakta kalmış gibi geldiği için daha rahat tahlil ediyorum gibi. Bundan sonrası hem sizle hem de çocuklara arayı kapatmak olacak gibi görünüyor.

Görüşmek üzere,
Soydan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s