Orda mısınız?

Hundeportrait des Labrador Quentyn. FOTOATELIER BERLIN, 2013
Orda mısınız?

En son Haziran 20’de ekran başına geçip “bundan sonra daha sık yazıcam” demişim. Demekki “daha” ve “sık” kelimelerinin anlamını henüz çok iyi bilmiyorum, yan yana geldiklerinde kafamı karıştırıyorlar. Kendimi eleştirme erdemini gösterdiğime göre devam edebilirim değil mi?

Atlas’ın aramıza katılma süreciyle başlayan yazma telaşımın iki nedeni vardı. İlki, kendi anne ve babamla hatıralarımın benim hatırlayabildiğim dönemle sınırlı olması, ortak hikayelerimize dair çok fazla konuşmamış olmamız. O yüzden Atlas’a yazılı bir tarih bırakmak istedim. İkinci neden ise; hayatımdaki bu değişikliğin bende başlattığı dönüşümü, yani çocukla birlikte büyüme yolculuğumun kendim de farkına varmak  (bir çeşit terapi ihtiyacı).

İlk çocuk adı üstünde ilklerin çocuğu, yaşadığın en saçma sevinçten, dünya başına yıkılıyor sandığın acemilikten kaynaklı kaygılara kadar hep ilkler… Sonra olaylar kendi içinde normalleşmeye, yani biz biraz tecrübelenmeye başlayınca yaşadıklarımızın da hikaye değeri azaldı diye düşünmüş olacağımki yazma heyecanım da azaldı. Sonra Alaz aramıza katıldı, peki Haziran’dan bu yana hayatımızda neler değişti gelin anlatayım.

Bir kere bir çocuğun hayatımıza girdiği noktada neler yapmamız gerektiği konusunda artık deneyimliydik. Bunun getirdiği bir rahatlık vardı. Halledebilirdik, zira bir kere etmiştik. Öngöremediğimiz nokta çocuk sayısının ikiye çıkmasının yaratacağı komplikasyonlarmış. İş bölümü, organize olmak gib konularda kendimizi bir çocuk için geliştirmiştik. Ancak iki çocuk varken hayatın akışı ve evin akışını aynı çizgide buluşturmak güçtü. Kulağa bencillik gibi gelmesin ama baba olarak tek çocukla azımsanamayacak bir konfor alanımız var(mış). İki çocukta %50 yük paylaşımı kaçınılmaz, kaçınırsanız neler olabileceğini yaşayıp görmek kaçınılmaz. Hızlı öğrenen bir organizma olarak çabuk öğrendim, bu arada zaten baba olarak maksimumu verdiğinizde bile annenin ideal yedeği değilsiniz. Bunun doğal sebepleri de var bu arada zira şöyle oluyor; iki numara zaten ana kuzusuyken bir numara da annenin orijinal kuzusu koltuğunu kaptırmak istemediği için koala gibi anneye yapışıyor. Arz ettiğiniz servislere çocuklar cephesinde bir talep yok. Atlas, Alaz doğduktan sonra bir süre benle konuşurken bana farkında olmadan anne dedi – bozmadım idare ettim durumu. Tek tuhaflığı bu olmadı çocuğun tabi, Alaz eve geldikten sonraki 2 hafta boyunca Atlas kendisini görmezden geldi. Sanki annesi ve benim gördüğümüz hayal mahsulü bir bebek var gibiydi. Sonra bu bebek ne zaman hastaneye geri dönecek diye sordu – kibarca ürünü iade etmemiz istedi.  Dilimiz döndüğünce anlattık ama o bir süre teyzesinde yaşama karar verdi.  Kaldığı süre boyunca da “o evdeki bebek” diye bahsetmiş Alaz’dan. Bir noktada gitmeyeceğini anlayınca eve döndü, bu seferde “bebek çok küçük onunla oynayamıyorum, ben büyük bebek istemiştim” dönemine girdik. Zaten sonra nedensiz ağlamalara başlayan ve  taleplerinin karşılanmasından bile gerilen ilk çocuğumuzla tanıştık. Kitap ve internet bilgilerimizin sonuna gelince gidip bir bilene danıştık. Aldığımız akıllarla olayı hızlıca toparladık. Şimdi şükür uyum sürecini tamamladık ve Alaz da vize serbesti kazandı ve evin istediği odasında takılabiliyor.

Bu arada biz abisiyle uğraşırken Alaz adeta kendi başına Suvivor’da Kıbrıs etabına kadar yükseldi.   İkinci çocuklar ve ilk çocuklar arasındaki karakter farklılıklarının nereden kaynaklandığına dair sosyal bir deneyin katılımcıları gibiydik. İkinci çocuktaki rahatlığın ve kaygı düşüklüğünün çocuğa yansımama ihtimali yok. Bu sefer aradaki fark açılmasın diye Atlas’a da aynı alanı açmak için çabalamaya başladık.

Herşey yoluna girmiştiki anne işe döndü. İşte burda artık baba da saha kenarındaki düz koşuyu tamamlayıp kah forvette  kah defansta ama kesinlikle anne nerede görev verirse  orada oynamaya başlıyor. Birbirinin toplantı takvimi ve akşamki iş programlarını ezbere biliyosun ve hooop topu kim müsaitse o tutuyor. Sosyal yaşam, eğlence kısmı ilk sezonda senaryoda yok diyebiliriz. Bu bölüm daha çok aile ilişkilerine odaklanan ve ra-eyting  kaygısı gütmeyen bir dizi gibi. Bu dizinin saç, makyaj ve kostümde de bir iddiası olmadığını söylemekte fayda var. İki çocuk arasında yaş farkı olmalı diye düşünüyorum zira aksine tanık olduğumuz arkadaşlarımız da dizi yer yer gerilim ve dram açısından da türün iddialı örneklerine dönüşüyor. Mesela Atlas’ın okula gidiyor olması yani günü geçirebileceği bir yer olması muazzam bir şans. Okuldan sömestr tatil mektubu gelince birbirimize uzun uzun baktık. Bir hafta yılın tekrarını yapıp yapma kararını bize bırakmışlardı. Yapsın bu en iyisi düşündük 🙂 şimdilik bir haftalık tatili var mesela çocuğun. Acımasız değiliz hem orda mutlu hem de tekrarını yapacağı şey oyun. (Vicdanı temizledim.)

İki numara ile temelde fark eden şeylerden bir diğeri ise aile olduk duygusunu daha net hissetmek. İyi tarafı da bunun yaşattığı doygunluk, yönetilmesi gereken tarafı ise yani biz şimdi sadece anne ve babamıyız psikolojisi.  Bu psikolojinin bende daha ağır bastığını da itiraf edeyim. Kendimce evin tek çocuğuyken şimdi iki çocuktan sorumluyuz, sorumluluk da çok yetişkin konsept. Uzun vadeli planlar yapıp endişelere odaklanmak  yerine günlük – kısa vadeli olarak ilerlemeye karar verdik. Böylesi bizi de biraz daha rahatlattı. Neyse tüm bunlar şikayet gibi gelmesin, hayatta herşeyin bir dengesi var. Mutluluktan yana ne kadarına talipsek  zorluktan yana o kadarına doğal olarak talip oluyoruz. Allah isteyen herkese, istedikleri zaman sağlık ve sıhhatle yavrusunu/larını kucağına almayı nasip etsin – sahip olanların da yavrularına sağlık ve sıhhat versin inşallah. Amin.

Kapatırken isim konusunda alınacak bir ders olabilir diye şu gerçeği de paylaşayım. İkinci çocuğun ismi biraz olay haline gelmişti. Sanki kafiye ya da yakın isim bulma konusunda yazılmamış da olsa bir kanun var. Be biliyim insan deli deli düşünüyor, ya birbirlerinin isimlerini filan kıskanırlarsa, birde özendik öbürüne özemedik olmasın diye kasılıp kalıyorsun. uzun uğraşlar sonunda Alaz da karar kıldık ama uzun uğraşlarımız bitmedi zira isimler o kadar yakınki asla ilk seferde doğru çocuğu doğru isimle çağıramıyoruz. Atlas’a Alaz, Alaz’a Atlas diyoruz sürekli. Alaz için problem değil ama abi başta bi içerledi benim adım Atlassssss diye tıslamalar filan. Yani isim de kafiye konusunu da çok şey etmemek lazım, kıssadan hisse.

Arayı açmıştık, ben de uzun zamandır sadece iş için birşeyler yazmaktan kafama estiği gibi yazmayı özlemişim. Uzattıysam, sürç-i lisan ettiysem affola. İnşallah arayı çok açmadan yine görüşürüz.

Hoşçakalın,

Soydan

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. izzet dedi ki:

    Şahsen halen buradayım ve hemen açıp okudum e-posta gelince. Yine elinize sağlık. Samimi, hoş üslup, anne babalığın pek öyle kitaplarda rastlanmayacak bam telleri. Daha ne olsun. Bilhassa yeni anne baba olacakların (ve artık ikinciye niyetlenenlerin) yolu düşerse buraya, gayet de kıymetli bence bu tip değerlendirmeleriniz ve verdiğiniz irili ufaklı örnekler onlar için. Geri kalanlara da (ehem ehem) hoş nostalji, hakkaten ya oluyor. Boşa gitmiyor, gitmez onca meşgalede vakit ayırıp yazmalarınız diye gaz vermeye çalışıyorum özetle (madem samimiyiz). Kolay gelsin.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s