O işgüzar babam mı?

oib

Atlas Merhaba,

Son zamanlarda kahramanı olmaktan utandığım bir iki olayı anlatayım da babana biraz gül bakalım. İlkokulda hayat bilgisi dersinde aile hakkında “toplumu oluşturan en küçük topluluk” tanımı yapılır. Çoluk çocuğa karışınca toplumu oluşturma görevimiz resmi olarak tebliğ edildiğinden olsa gerek, bizimle aynı durumda olan ana babalarla da adı konmamış bir dayanışmaya gireriz. Sanki aynı takımı tutan taraftarlarmışız ya da aynı sanatçının hayranlarıymışız gibi düşünebilirsin bu durumu.

İnsanın doğası gereği beğenmeye en meyilli olduğu şey kendi aklıyken bir de o aklı başkalarına verip  birilerine aklınla “yardımcı olmak” fırsatını yakalamanın nasıl bir şehveti olduğunu tahmin bile edemezsin. O şehvete sıkça kapılan baban, son zamanlarda biraz işgüzar olduğunu kendine itiraf etti  ve artık kendi işine bakmaya, başkalarının işine burnunu sokmamaya  karar verdi. Gerisini toplum düşünsün, artık ben yokum.

Bir hafta sonu annenle birlikte rutin olarak yaptığımız gibi yakındaki AVMlerden birine gittik ve ürün değişimi devriyemize başladık. Annen ve teyzen işlerini rahatça halletsinler diye ben yine seni dolaştırıp uyutma görevini üstlendim. Palladium’u alttan üste, üstten alta gezerken uyudun, ben de uyanma diye dolaşmaya devam ettim. İçimde annen için yarattığım bu kaliteli zamanın verdiği huzur belimde ve ayaklarımda “artık otur yahu” diyen bir ağrı ile kutsal görevimi sürdürüyordum. Katlar arasında dolanırken arabanı yürüyen merdivenlerden indirip çıkarmaktan tedirgin olduğum için sürekli olarak asansör kullanırız, bu kez de öyle yaptık. O kadar çok kullandıkki asansörü, asansör kartımız olsa sağlam mil biriktirmiştik ve istediğimiz bir kata business çıkacak duruma gelmiştik. Tabi bu sırada ne maceralar ne maceralar. Genç ve sağlıklı insanların bir kat çıkmak için asansörü tercih etmeleri,  benzer nedenlerle mutlaka dolu gelen asansörler, insanların bebeklilere tahammülsüzlüğü, arabayla asansöre bindiğimiz için tripli bakışmalar ve gözlerini ilk kim kaçıracak mücadeleleri filan gibi şeylere artık alıştık. Bu arada bebek arabasıyla asansöre binmeye çalışan bir babaysa, ona yer vermeye gerek yok gibi bir kabul var. Oysa mutlu bir evliliği sürdürmek için arabaların başında %80 babalar var ve görevlerini tamamlamaya çalışıyorlar. Neyse hayatın bu zorlukları karşısında iyice kenetlenen biz ana babalar da jestlerin büyüğünü birbirimize yapıyoruz tabi. Söz konusu olay da tam bu jestlerden biri nedeniyle yaşandı. Kat geçişleri arasında nispeten daha boş olduğunu fark ettiğim asansör bloğunun olduğu yere geldik, biz senle yukarı çıkacaktık. Asansörün başında bir hanım da yine bebek arabasıyla bekliyordu ve aşağı düğmesi de basılıydı. Yeni bir mücadele için hazırlanırken empatide zirve yapan baban bu hanımın da sorunsuz biçimde asansöre binmesi görevini verilmeden kabul etti. Asansörün zili duyuldu ve o hanımın aşağıya inen asansörü, hem de şansa bak tamamen boş olarak, geldi ancak kendisi telefonun ekranına dalmıştı ve kapı kapanmak üzereydi. Yooo buna izin veremezdik Atlas, vermedik de. “Afedersiniz” dedim, “asansörünüz geldi” diye de ekledim. Telefonundan gözlerini kaldıran hanım boş ve anlam veremeyen gözlerle bakmaya başladı, “çağırdığınız asansör geldi, bekliyorsanız kaçmasın” diye yineledim ve bir yandan da kapıyı tuttum ki kaçırmasın. Hanımefendi bana, hem söylediklerime anlam veremeyen hem de rahatsız olmuş biçimde “ben asansör beklemiyorum, eşimi bekliyorum” dedi. Haklıydı, asansörü çağırdığını zaten görmemiştim, yan tarafta bir tuvalet vardı ve belliki eşi de oradaydı. Bir an tüm bu senaryoyu kendim uydurduğum için salak gibi hissettim, Atlas’cım sen yanımdaydın ama olmasaydın ve aynı şekilde davransam durumun daha da uygunsuz görünebileceğini filan düşünürken bizim asansör geldi ve içine sığınıp oradan uzaklaştık. Bir daha dedim sakın kimsenin işine burnunu sokma Soydan…

Sözümü ertesi güne kadar, namus sözü vermiş gibi tuttum. Ertesi gün Bengü teyzenle buluştuk çünkü  annen ve teyzen kendisine doğum alışverişi için yardım edeceklerdi. Bir önceki gün yaşadığımdan yola çıkarak o gün bir pot kırmamaya kararlıydım. O bebek mağazası senin bu mağaza benim dolaşırken kendimi korumaya aldım ve onları beklerken hep mağazaların genelde babalara ayrılan bekleme bölümlerinde kalmaya çalıştım. Ne kadar az insanla temas o kadar az risk demekti. Bu arada çocuk ya da bebek mağazalarında çalışmak belki de dünyanın en zor şeyi. Bir kere müşterinin psikolojisi normal değil, ya hamile ve hassas ya çocuğu var ve tükenmiş. Daha kötüsü oraya zaten eşinden dostundan aldığı bilgi ve tavsiyelerle gelmiş ve eğer satış personeli aynı şeyi söylemiyorsa ikna olmuyor, güvensizliğin dibine vuruyor. Daha daha daha fenası ise akıl veren eş dostun da müşteriyle birlikte mağazaya gelmiş olması, hiç susmadan anlatması ve aslında kendilerin ennnnn kıymetli tecrübeleri üzerinden satış personelini bir çeşit TEOG’a tabi tutmaları. Bengü teyzene yardım eden annen ve teyzen birazcık bu durumdaydı ama çok az yani (yazar anne ve teyzeden korkuyor). Neyse hem buna tanık olmamak, hem mağazaların aşırı kalabalığı hem de dediğim gibi çenemi tutamamaktan çekindiğim için saklandığım yerde kitap okumaya başladım ki içim geçmiş. Gözümü açtığımda artık hangi orta doğu ülkesinden olduğunu bilemediğim bir baba ile göz göze geldik, sanırım bana “oooo sen de ne uyudun birader, maşallah yata yata babalık bitti hadi günaydın, kalk da o koltuğa biz oturalım biraz da biz ölelim* (*bkz. Nasrettin Hoca ve Hoşaf) anlamına geldiğine inandığım birşeyler söyledi. Öyle dediğini sanınca tabi kalkıp annenleri aramaya koyuldum. Bebek arabalarının başında Bengü teyzen (bu arada iki gündür Gengiiii diye sayıklamandan çok mesut kendisi) annen, teyzen ve ayın talihsiz elemanı sohbeti koyulaştırmıştı. Sohbetin tanıklık ettiğim kısmında, Formula 1’de o yıl piste çıkacak araç için karar vermeye çalıştıklarını düşününce “Oyum Bugaboo Camelon’dan yana” deyip uzaklaştım, yorum yapmasam ilgisiz görünebilirdim. Ayaklarım beni bebek beşiklerinin olduğu kısma götürdü. Bizim 2 yıl önce geçtiğimiz aşamalardan geçen genç bir çift elektrikli, sallanan ve müzik çalan uzay kapsülü şeklindeki ana kucağının başında derin düşüncelere dalmışlardı. “Ahaaa, tam da benim yardımıma ihtiyaç duyan bir anne baba” dedim, eyleee dümdüüük yüzlerine değil ama içimden yani. Bu uzay işi ana kucağını Sinem ile Erdinç (kuzenler) Eren için almışlardı, Eren de pek sevmişti sonra artık ona küçük gelince de bize verdiler sen de sev diye ama sen pek sevmedin hatta baya korktun da.  Neyse özetle konu hakkında fikrim vardı ve bu taze anne baba adayının da yardımıma ihtiyacı vardı. Harekete geçtim ve ana kucağının yanından ayrılırken onları yakaladım. “Ana kucağıyla ilgileniyorsunuz sanırım” dedim. Bana baktılar, mağaza personelinin giydiği tişörtü giymiyorsam demekki personel değildim peki kimdim işte bunu merak ediyorlardı, bakışlarında yakaladım. Belliki kendimi tanıtmadan bana yanıt vermeyeceklerdi. “Bizde vardı bundan ama Atlas çok korktu hiç kullanamadık” dedim. “Oysa kuzeni bayılmıştı, demekki bebeklerin yarısı seviyor yarısı sevmiyor” diye ekleyip sanki John Nash’mişim gibi bir de istatistikle ilgili tiradımı tamamladım. “Aaa öyle mi, iyi oldu söylediğiniz biz de öyle duyuyoruz” dediler, haklı olmanın gururu ile daha da yükseldim “yani bi çeşit kumar sanki” diyiverdim. “Sağolun paylaştığınız için” gibi birşeyler söylediler ve uzaklaşırken arkalarından “ne demek, rica ederim” dedim sanki az önceye kadar Clarke Kent’mişim de artık gözle görülür şekilde Süperman olmuşum gibi, bi havalar bi havalar. Sözümü bitirdiğim noktada bu genç çifte eşlik eden satış sanışmanı ile göz göze geldik, ben hafifçe gülümsedim o hiç gülümsemedi. Daaaaaaan!!! Dejavu!!!  Kendime o kadar tembih edip, o kadar süre bir kenarda kazasız belasız oturup sonra bir dakika da yine işgüzarlık yapmıştım ve belki de adamın bağladığı bir satışa mani olmuştum… Belki kotası vardı, bu ana kucağını satıp o gün için hedefini tutatacak ve prim alacaktı, belki o genç çiftin çocukları bir tek bu ana kucağında uyuyup büyüyecekti… Belki karışmasam ölmezdim…

Yaaa işte böyle, hep o ilkokuldaki hayat bilgisi dersi yüzünden Atlas’ım. Söz sana o dersten muafiyet alacağım ki başına böyle işler gelmesin benim canım oğlum… Hayat yaşayarak öğrenilir, ben dersimi aldım ve dediğim gibi gerisini artık toplum düşünsün benden bu kadar…

Ay lav yu,

Baban

Yorum almak ve/veya hikayelerinin paylaşılması her yazarı 
mutlu eder...
Bu yazarı da :)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s