Bir Doğum Günüm Daha…

Yılını hatırlamıyorum ama 1980 filan herhalde...
Yılını hatırlamıyorum ama 1980 filan herhalde…

Sevgili Atlas,

26 Haziran’a sayılı birkaç saat var. Senin dünya üzerindeki 20 ayına karşılık benim hikayem başlayalı 444 ay olmuş. İkimizin de ayın 26’sında doğmuş olmamız ne güzel tesadüf, yani benim hoşuma gidiyor. Doğum tarihini dövme olarak taşıyorum biliyor musun, bu da çok hoşuma gidiyor. Sana dair başka dövmelerim de olsun istiyorum ama annen bu dövme işininden bu biraz sıkıldı, o yüzden biraz bekliyorum. Geçenlerde sana doğum günleri hakkında ne düşündüğümü uzun uzun yazmıştım o yüzden işin o kısımını hızlı geçelim. Aslında aklımda çok net birşeyler yok, 37 olmadan önceki birkaç saatte aklımdan geçenleri dağınık da olsa aktarmak istedim sanırım.

IMG_0885_Fotor20’lerin altındayken her doğum günü çok şahane çünkü büyüyorsun ve büyümek diye bir derdin var.  Aslında herkes sana küçük olduğunu hissettirmese/hatırlatmasa böyle bir derdin olmayacak. Becerebilirsek biz sana bunu daha az yaşatalım da o günlerin tadını çıkar. O yıllardan ortaokul ve liseyi çok özlemle hatırlıyorum, hayatımın en güzel yıllarından bazılarını yaşadığımı rahatlıkla söyleyebilirim.  Geçmişi hatırlamakla ilgili en güzel olan şey, zihnin tatsız şeyleri atlayıp sadece keyiflileri seçmesi galiba. Herkese aynısı oluyor mu bilmem ama ben geçmişi hatırladığımda kendi hayatımı değil de izlediğim bir filmde ben olan bir karakterin yaşadıklarını hatırlar gibi oluyorum. Bunu psikoloğuma söylemedim zira altından bi sürü hikaye çıkabilir, psikologlar enteresan insanlar Atlas, susmandan bile ipucu yakalayabiliyorlar ve ben hayatımın en iyi gelen sohbetlerinden bazılarını bu insanlarla yaptım. Bir servete mal olmasa hayatımın sonuna kadar her hafta böyle bir seans yapmak isterim –  birinin seni dinlemesinden daha iyi gelen bir masaj tanımıyorum. Sanırım bunda Irvın Yalom’un Divan’ını erken yaşta okumanın ve sonrasında da bu tarzdan aldığım hazla terapi üzerine yazılmış epey kitap okumamın etkisi var.

20 – 25 arası da başka bir dönem. Üniversiteye kazanmaya çabaladığım döneme dair ne kadar çok anım varsa,  üniversite dönemine ilişkin de o kadar az anım var çünkü okulu neredeyse dışardan bitirdim. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümüne  kayıt olmaya gittiğimde ne büyük şaşkınlık yaşamıştım. Benim için İstanbul Üniversitesi Beyazıt meydanına bakan ana kapıdan ibaretti, hatta “işte herkes bu kapıda derse giriyor” deseler mantıklı bile gelebilirdi zira Final dergisi reklamlarında hep onu görmüştüm. Neyse, ben o kapıdan giremedim, bizim bina kampüs dışındaydı ve ilk gördüğümde “burası için mi o kadar kastım” dedim. İlk yıl fakülteye gittim ikinci yıl ise genel eğilimi takip ederek staj yapmaya ve devamında çalışmaya başladım. 20 –  25 arasının farkı, yaşadığım herşeyin tadının iyi ya da kötü daha yoğun olması ya da bana öyle gelmesiydi. Bunun nedeni hormonlar olabileceği gibi hayatımın önceki dönemleriyle ve o dönemlere ait herşeyle bağı (isteyerek olmasa da) sıfırladığım için hissettiğim müthiş yabancılık duygusu da olabilir. Bir yerlere ya da birilerine ait hissetmemeye ilk kez bu dönemde başladım, yitirdiğim ilk aidiyet ve kopan bağlar büyük acı vermiş olmalı ki kendime bir daha bunu yaşamayacağıma ilişkin gizli bir söz verdim sanırım.  Laleli’de kaldığım o tuhaf yurt, Sultanahmet Camisi’nin avlusunda huzur arayarak geçen yaz akşamları, Great Expectations’ı Çemberlitaş’ta her akşam izlediğim ve Finn Bell olduğuma ikna olduğum hafta… Bunları unutmam mümkün değil

25. doğum günümün biraz ağır geçtiğini hatırlıyorum. Nasıl oldu bilmiyorum ama farkında olmadan kendimi şuna şartlamışım; “eğer 25 yaşına kadar hayatım istediğim noktaya gelmediyse başaramamışım demektir ve bundan sonra ne olduğunun da bir önemi yoktur.” Babacım “o nokta neydi ki?” dersen o zaman da bilmiyordum şimdi de bilmiyorum, sadece olması gereken birşeyler vardı ve olmamış gibi hissediyordum. Hayatımın dününde ve dolayısıyla bugününde kıymeti çok olan bir büyüğüm, insanların 30 yaşında yaşadığı duyguyu biraz erken yaşadığımı söylemişti ve sanırım öyleydi de. Dolayısıyla benim için 25’ten sonrası yokuş aşağı yaşlar (hızla geçti anlamında) oldu. İnsanlar geldi, insanlar gitti, şeyler yaşandı, yaşanmışlıklar arttı. Bu dönemin halen kısmen devam eden tuhaf kafası ise şu; sanki benim hayatım olan ana film bi süre sonra başlayacak ve onu beklerken şu an farklı filmlerden fragmanlar yaşıyorum. Yaşadığım fragmanlarla ilgili bir şikayetim yok hatta gayet iyi kesitler bunlar ama ana hikayeyi gelecek zamana atmak pek iyi bir fikir değil, dipte bunu biliyorum.

IMG_0886_Fotor

Evet artık doğum günümün içindeyiz, yazarken geriye gidip gelmelerde zaman biraz hızlı akmış. Şu an, bu kadar zamanda yaşadıklarımdan neler çıkardım diye düşünüyorum ve evet bu biraz klişe farkındayım. Yine de kendime böyle bir liste borcum var gibi hissediyorum, farkında olmak iyidir deyip başlıyorum;

  • Hayat adil değil, şans diye birşey var ama elimize düşen desteyi adam etmek için bu oyuna aklımızı ve kalbimizi verip iyi oynamaya gayret etmeliyiz
  • Yüksek bir olasılıkla sevdiğimizden daha az insan tarafından seviliyoruz/sevileceğiz. Ben bu sayıyı eşitlemek için çok çabaladım, doğru anlaşılmak çok ama çok önemli oldu ama artık diyorum ki bu çoooook yorucu. Artık olduğu kadar olmadığı kader, Desmond’ın da dediği gibi “bir başka hayatta görüşürüz” belki?
  • Hiçbir şeyi boşuna yaşamıyoruz, hiçkimse ile boşuna tanışmıyoruz, tesadüf diye birşey yoktur. Şu ana kadar bu fikri daha iyi ifade eden başka birini görmediğim için David Mitchell’dan ve onun Cloud Atlas’ından alıntılayacağım “Hayatlarımız sadece bize ait değil.Beşikten mezara kadar, diğerlerine bağlıyız geçmişten geleceğe. İşlenen her bir suç yapılan her iyilik geleceğimizi yeniden şekillendirir. Our lives are not our own; from womb to tomb, we are bound to others, past and present, and by each crime and every kindness we birth our future.”
  • %100000000000000 katıldığım bir alıntı da Marilyn Monroe’den gelsin, “Imperfection is beauty, madness is genius and it’s better to be absolutely ridiculous than absolutely boring. Mükemmel olmayan güzeldir, delilik dehadır, gülünç olmak sıkıcı olmaktan iyidir.”
  • Yaşadığım herşeyde gülünecek bir yan bulabiliyorsam çok ya da az komik olmasının bir önemi yok. Sonunda mutlak ölüm olan bir yolu çok da ciddi bir suratla yürümemek lazım.
  • Empati, çukura düşen birinin yanına inmek değil onu yukarı çıkarmaktır veeee gerçekten kurtulmak istemeyen hiç kimseyi kurtaramayız.
  • İnsanların oluşlarına bencilce müdahale etmeye çalışmak, onları kendi amaçlarımız için değiştirmeye – dönüştürmeye çabalamak en hafif tanımla ayıptır.
  • Nefes almanın en güzel yanlarından biri merak etmek, merakının peşinde sürüklenmektir.
  • Para kazanmanın tek bir nedeni var onu sevdiklerimizle sevdiğimiz anlar yaratmak için harcamak. Bu arada kazandığımız hiçbir kuruş salt bizim emeğimiz değildir, aksini düşünmek de bir kandırmaca olur.
  • Korkmak sağlıklı bir zihne sahip olduğumuzu gösterir, korkmak hayatta kalmamız sağlar ama korkularımıza esir olmak başka birşeydir.
  • Bunu daha önce de paylaşmıştım ama tekrarlamakta zarar yok, hayatta hepimizin kıl (kibarca böyle diyelim) bir insan olmak ya da olmamak yönünde vermesi gereken bir karar var. Kıl bir insan olmamalıyız.
  • Herkes ya da herşey bir noktada affedilebilir. Bağışlamak bizi erdemli bir insan yapacağı için değil ama öfke çok yorucu bir yük olduğu için affetmek ve unutmakta fayda var.
  • Her kim, en çok her neden bahsediyorsa o kişi de o konuyla ilgili bir enayilik vardır – tiiikkat!
  • Birilerinin sırtına yük olduğumuzu hissediyorsak muhtemelen oluyoruzdur, orada inmekte fayda var.
  • Birini seviyorsak, hakkında iyi duygular besliyorsak ifade etmek ve bu konuda cömert olmak en iyisi –  aksi ise her durumda iyi bir fikir olmayabilir.
  • Gerçek dostlar başka anne ve babalardan doğan kardeşlerimizdir – kaç tane olduğu değil, olanların farkında olmak önemlidir

İşte Atlas’ım aklıma bir seferde gelenler bunlar. İyi ki doğmuşum, iyi ki sen hayatımıza girmişsin, iyi ki şu ana kadar her ne olduysa öyle olmuş. İnşallah bundan sonrasında da doğum günümde sevdiklerimin benim için dilediği herşey gerçek olur 🙂

IMG_0887

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Ertug Mecik dedi ki:

    Hep mutlu olunuz, çok mutlu olunuz, sevdikleriniz ve seçtikleriniz size hep mutluluk katsın… Esen kalın 🎉🎁👏🏻☺️

    Beğen

  2. Demet limonlu çay dedi ki:

    37 senede çoğu insanın bir ömurde farkına varamayacagi farkindaliklar cikarmissin. Onca yıl boşa gitmemiş. Sevdiklerin-sevenler denkleminde sevenler tarafındayim. Bu kadar yetenekli biri hakkinda “o benim çok eski arkadaşım yahu” diyebildiğim için gurur duyuyorum. Ve tabi ki de hepi pörtlek suyu. Nice nice nicelerine.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s