Babalar ve Oğulların Talihsiz Benzerlikleri

IMG_3056
Babam ve Atlaspare

Atlasım,

Burhan deden aslında bir öğretmendi ama ben onu hiç öğretmenlik yaparken görmedim. Hafızamın beni en geriye götürdüğü tarihlerde, dedenin bir marketi vardı.

 

 

 

 

Denizli’nin Çal isimli kazasında pazar üstü olarak anılan yerinde Gıda 81 isimli bir market. Market sahipliği bir çocuk için babasının sahip olabileceği rüya işlerden biri bence, buna amcan da katılacaktır. Bugünün deyimiyle bizim için bir açık büfe olarak hizmet veren bu marketin anılarımda özel yeri vardır. Bir sandalyeyi duvara yaslayıp 2 bacağı üstünde otururken bir yandan çekirdek yiyip bir yandan Teksas, Tommiks, Kızıl Maske, Zagor, Mr.No, Mandrake okumaya bugün de paha biçmem mümkün değil. Gıda 81 ismini 1981’de açılmasından alan bu markette işler çok iyi gitmedi, kanımca bunun sebeblerinden biri amcanla bizim bakkalın bütün sermayesini yememiz (kelime anlamıyla yemek) ikincisi de Burhan dedenin esnaf değil de başta da söylediğim gibi öğretmen olmasıdır. Her ne kadar İbrahim dedem (bana ön adımı veren büyük deden) kendi babasıyla daha küçük yaşlarda at-eşek üzerinde köy köy gezip ticarete atılmış da olsa, Burhan deden payına ticaretten düşen genleri alamamıştır. Konu dışı olacak ama yazayım, kendisi aksini düşünse de Burhan dedeni en az babaannen kadar severim.

Dedenin öğretmenlikle başlayan ve lise müdürlüğüyle devam eden kariyerine, bir market açarak devam etmesinin nedeni girişimci olma arzusu değildi. Düşünmeyi ve düşüncelerini ifade etmeyi seven bir insan olan deden, o dönem insanların düşünmesi istenmeyen şeyleri düşünen ve ifade eden bir insan olduğu için, bu düşüncelerle kendini yormasın milletin de kafasını karıştırmasın diye farklı bir tercih yapmaya sevk edilmiş. Amcanla bizim bunu anlamamız uzun yıllar aldı. Neyse dedenin girişimci dönemi çok da uzun sürmedi,  bir süre sonra memuriyete (insanların devlet için çalışma ve parasını devletten alma durumu diyebiliriz) döndü. Sanırım düşündükleri artık sorun yaratmıyordu ya da o başka şeyler düşünüyordu ya da artık sesli düşünmüyordu.

Bütün bunlar bizim hayatımızı, tıpkı bugün olanların senin hayatını etkilemediği gibi, çok fazla etkilemiyordu. Marketin kapanmasına üzülmemiz ve dedenin memuriyet denen şeye dönmesi için Denizli Çal’dan Zonguldak Ereğliye taşınmak zorunda kalmayı saymazsak. (etkilemiş sanki)  Bu arada Ereğli’de insanlar kesinlikle başka bir Türkçe konuşuyordu, Ege şivesi denen şey yüzünden amcan ve ben küçük birer Özay Gönlüm’dük, niye güldüklerini anlamıyorduk. (Büyüyünce Google’larsın Özay Gönlüm‘ü)

Uzun bir giriş oldu ancak, bir süre önce dedenle aramızdaki talihsiz bir benzerliği fark ettiğimden bunları düşünüyorum biraz da. O zamanlar bir çocuk olarak babama baktığımda gördüğüm şey şuydu; oyun oynamak, gofret yiyip gazoz içmek, Teksas okumak, tel araba sürmek, üzüm bağlarına dalıp salkım salkım üzüm yemek gibi hayata gerçek anlamını veren şeyleri yapmak varken, o sürekli birşeyler okuyor, televizyonda ve radyoda sürekli konuşan adamları takip ediyor, ev gezmelerine gittiğimizde fosur fosur sigara içip amcalarla nefes almadan sohbet ediyordu. (Büyümeye gösterdiğim direncin altında , babamın beni büyük olmanın sıkıcı olduğuna ikna etmesi olabilir mi?)  Dinledikleri ya da anlattıkları şeyler sonsuz anlaşılmaz ve onların da keyfini kaçıran şeyler gibiydi, peki niye buna devam ediyorlardı…..

Son birkaç yıldır durum benim için açıklığa kavuşmaya başladı ve özellikle sen doğduktan sonra Burhan deden ve ben farklı zaman dilimlerinde benzer bir hayatı yaşamaya başladığımızı fark ettim. Hayatın en büyük mucizelerinden birinin müziği duymak olduğunu düşünen baban da tıpkı deden gibi kulaklarını tartışma programlarına ve yorumculara bağışladı. Artık işe giderken sabah yorumcularını dinliyordum, bir kanal reklama girince diğerine geçiyordum.Eve dönüş yolunda yine radyoda daldığım derin mevzuları eve girince tv açamadığım için tabletimden (sana “kırmızı balık kaç kaç, Ali Baba, 3 kulaklı adam, finger family, otobüsün tekeri” dinletmek zorunda kalmadığım zamanlarda)  izleyerek takip ediyordum.  İnternette okuyor, arkadaşlarımla aynı günlük  mevzuların ötesini konuşamıyordum. Galiba memleketin dört bir yanındaki kardeşlerinin babaları da benzer şeyleri yaparken kendi babalarının durumunu şimdi çok daha iyi anlıyordu.

Oğlum,

Keşke demek yerine sana şu sözü veriyor olmayı isterdim “Atlasparem, dedenin ve benim çocuklarımızın geleceği adına taşıdığımız kaygıları, bu talihsiz ve ruha kasvet veren benzerliği sana yaşatmayacağım!”. Ama (ama demek acı) hayat o kadar gerçekki, benim seninle ilgili hayallerimin senin gerçeğin olabilmesinin önünde duran ya da arkasında duran şartlar maalesef başka amcalara emanet. Seni bazen annene bile emanet ederken içim rahat etmezken (tersi de geçerli ki bu yanlış birşey değil, bu birini canından çok sevmekle ilgili) bu Pazar günü bütün anne ve babalar gibi biz de çocuğumuzun geleceğini yabancı birilerine emanet edeceğiz. Ne tuhaf ki sonuç ne olursa olsun, Pazartesi sabahı her halükarda bazı anne ve babalar çocuklarının geleceği için endişelenmeye devam edecek. Modern insan olarak anılan türün 50.000 yıllık bir tarihi olduğunu düşünürsek, insanlık olarak dünyanın şu an tabi olduğu sistemlerden ve standardlardan daha iyisini ortaya çıkaramamış olmamız ne tatsız.

Sen bu satırlarda bahsedilen durumları kavrayacak yaşa geldiğinde, dünyadaki bu emanet sistemi yüzünden anne ve babaların çocukları için ya da çocukların anne ve babaları için döktükleri göz yaşları umarım epey bir kiri pası yıkamış ve birşeyler değişmiş olur.

20 aylık bir çocuğa yazmak zorunda kaldığımız şeylere bak diyor, politika yorumcuları yerine müzik dinlediğin bir hayatın olması için annenle elimizden geleni yapacağımızın sözünü veriyorum. Bu arada aklımda sana bırakmak için bir playlist hazırlama fikri var. Benim ilk gençliğimde mix tape de denirdi, neyse bu da başka bir yazının konusu olsun.

Ağzını burnunu yiyorum! (ve annenin de “öyle söyleme Soydan çocukların mecaz anlama yeteneği yok gerçekten yiyeceğini sanacak, korkar” dediğini de duyar gibi oluyorum)

Baban

Babam ve ben
Babam ve ben

 

Atlaspare ve ben
Atlaspare ve ben

One Comment Kendi yorumunu ekle

  1. Osman dedi ki:

    Ah Burhan eniştem yaa…nasılda özlemişim, öpüyorum ellerinden, yanaklarından 🙂

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s